<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3150920002795308196</id><updated>2012-01-06T12:53:57.137+02:00</updated><title type='text'>kullanma kılavuzu</title><subtitle type='html'>Kılavuzun karga olmasın!</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://manokut.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3150920002795308196/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manokut.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>manokut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05739068334064444354</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>5</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3150920002795308196.post-1803347907711563752</id><published>2009-12-07T20:11:00.001+02:00</published><updated>2009-12-07T20:18:27.779+02:00</updated><title type='text'>İhtişamlı Huzur</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:arial;font-size:small;"&gt;Yaş 26. Bu zamana kadar onca yılda oluşmuş bazı şeyler var. Kendince bir hayat felsefesi belirliyor, psikolojik bir bağışıklık sistemi geliştiriyorsun. Hata yapıyosun bi sürü. Sonra bunlardan ders alıyor, ama yeni hatalar yapmanın da bi yere kadar (ders alacağın için) iyi bişey olduğunu düşündüğünden üzerine  bir olgunluk, bir efendilik çöküyor. Eskiden olsa ağlayıp zırlayacağın türden şeylere ufaktan bi "hasktr lan" diyip geçiyosun. Yıllar geçtikçe sosyal hayatında daha sakin, daha ılımlı, belki bir o kadar da gamsız bir şekilde yaşamaya başlıyorsun. Herkeste böyle olmuyordur belki de. Benim eski mizacımdaki salınımın diğer ucunda ihtişamlı bir huzurluluk duygusunun olduğunu hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında şimdi bu çocukluğa özlem içerikli anılar bu ara revaçta diyebiliriz. Bu yazı da kullanma kılavuzu formatından uzak olduğu kadar, bu akımın bir parçası gibi duracak. Hatta bunun çok benzeri Umut Sarıkaya tarafından da yazıldı. Bir de siyahtavşan'ın yirmibir isimli blog yazısı var, onu da okumak lazım. Ben de durmuyorum ama, illa yazacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğim gibi yaş 26. Bu yaşta toplumun senden bazı beklentileri var. İşi gücü filan demiyorum, direk psikolojinle ilgili. Kontrolü kaybetmeyeceksin, rahat olacaksın, odaklı ve kararlı olacaksın. Zaten bunlar işte güçte de kullanılıyor sonra bir şekilde. Ama konu başka. Artık fazla gerilimli, heyecanı yüksek, bol tıkanmalı flört aktiviteleri yok. Daha doğrusu herkes olmasından yana ama, işin içine başka şeyler giriyor artık. Cevaplanmamış sorular, belirlenmemiş hamleler, ve bunların yarattığı heyecan, senin saçma sapan deneyimlerinle büyümüş o olgun ve efendi tarafının ağzının ortasına sümsüğü çakıveriyor. "Ne güzel heyecanlanabiliyorum lan hala" desen de, egonun seni adeta sallamadığı bu gibi dönemlerde en ufak beklemediğin bir durum (mantıklı ve iyimser bir açıklama yapabiliyor bile olsan) tadını tuzunu kaçırıyor. İşte böyle anlarda yukarıda bahsettiğim gibi ihtişamlı bir huzur arıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 yaşında filandım galiba, şehir hayatının o bilindik keşmekeşinden bunalmıştım, insanlar üstüme üstüme geliyordu. Canım çok sıkılıyordu, sanki sevdiklerim, değer verdiklerim bir anda kaçıvermişti. Bahçede top oyniycak kimse yoktu. Evde ablam ders çalışıyor, annem gelecek misafirler için yemek yapıyordu. Kısacası, onca kalabalığın içinde yapayalnızdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim de artık burada yaşamamın bi anlamı kalmadığı için kararımı verdim, taşınacaktım. O an bu karar çok kolay geldi bana, kimseyi düşünmedim. Sadece bazı ihtiyaçlarım vardı, onları yanıma almam gerekiyordu. &lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-family:arial;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"  style="font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:arial;font-size:small;"&gt;&lt;img src="http://www.gunesplak.com/images/FEDON%20-A%C5%9EI%C4%9EINIM.jpg" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"   style="  ;font-family:arial;font-size:small;"&gt;&lt;br /&gt;Mutfağa gidip, yeni yapılmış kıymalı-bezelyeli börekten almak istediğimi söyledim anneme. Ana yüreği işte, o bilmiyordu ama çok yakında gidecekti oğlu... Verdi tabii börekten. Gözlerim dolacak gibi olmuştu, bunca yıl bana bakmış, her anımda yanımda olmuş insanları terk edip gidecektim. Ama huzur vardı orada, sıcacık ve şefkat doluydu, evim olacaktı artık benim. Ablama gittim sonra, 7x10x15 cm ebatlarındaki walkman'ini istedim. ona da ihtiyacım olacaktı, çünkü orada hiçbir şey yoktu. Hay hay dedi. İçindeki Fedon kasediyle birlikte aldım walkmani. Bir kaç parça oyuncak ve kağıt mağıt gibi şeylerim de vardı, onları da aldım. Artık herşey hazırdı. Yeni kararımı evdekilerle paylaşarak yeni evime doğru gittim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Salona girdim, birkaç adımda yemek masasının altına gelmiştim. Burası gerçekten sıcak ve şefkatliydi. Ama hiçbir şey yoktu burada ve biraz da bakıma ihtiyacı vardı. Ama olsun, evimdi artık orası benim, kendime göre düzenleyecektim orayı. Ayak koyulan yerin üstüne küçük arabalarımdan birini koydum, güzel göründü. Walkman'i kulağıma taktım, "elonata kunata" isimli parça çalıyordu, ve yanımda sıcak börek vardı. Şehir hayatının hengamesinden uzak, ihtişamlı bir huzuru yaşıyordum. Mutluydum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunca heyecanın sürüklediği gerginlik şu yaşımda o masayı ve oradaki huzurlu bir iki saatimi hatırlamama sebep oldu. Şimdiki evde masanın altında boşluk yok, ben de pek sığabilecek gibi değilim zaten. Belki büyük bir buzdolabı kutusu olsa olurdu, Fedon kasedi de bulunur ama bu sefer de evde börek olmaz. O koşulları yeniden yaratmak evrenin ilk koşullarını yaratmak kadar zor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3150920002795308196-1803347907711563752?l=manokut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manokut.blogspot.com/feeds/1803347907711563752/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manokut.blogspot.com/2009/12/ihtisaml-huzur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3150920002795308196/posts/default/1803347907711563752'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3150920002795308196/posts/default/1803347907711563752'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manokut.blogspot.com/2009/12/ihtisaml-huzur.html' title='İhtişamlı Huzur'/><author><name>manokut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05739068334064444354</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3150920002795308196.post-288754262803763299</id><published>2009-11-07T15:04:00.003+02:00</published><updated>2009-11-08T23:17:05.761+02:00</updated><title type='text'>Hay aksi şeytan (Şanslı olmak için şanslı doğmaya gerek yok!)</title><content type='html'>Eskiden şanssız bir insan olduğumu düşünürdüm. Artık bi engel çıkmaz dediğim noktada genelde aklıma gelmeyen ihtimaller olup, durduk yere engel çıkartıyordu. Eğer istediğimi yapmamda şans faktörünün etkisi olabiliyorsa, bu çoğunlukla olumsuz yönde tezahür ediyordu, ve ısrarla gözden kaçırdığım ihtimaller bozuyordu durumu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla mücadele için olabilecek tüm saçma ihtimalleri filan sadece tek tek gözden geçirerek gerçekleşmesini engellemeye çalışma yöntemini bile denedim. Sonraları, insan kendi şansını yaratır filan gibi geyikler de yaptık zamanında tabii ama sonra baktım hayata bu artistlik sökmüyor, artık o zamanki aklımla kendimce bu konuya şu parolayla yaklaşmaya başladım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"hacı çok önemsediğin bi konu varsa ve o konuda şans etkisi varsa kesin kötü şans tezahür eder!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tırt çıkarımım sayesinde, önemsemeyi abartırsam baştan kaybedeceğimi düşünerek ister istemez önem verme eşiklerim düşmeye başladı. Artık hakkaten şanssızlığım azalmıştı, zira önemsemediğin şeyler için şanssız olsan da şanssızım diye düşünmeye yormuyorsun kendini. Kısacası yine kaş yapayım derken göz çıkarmıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzunca bir süre bu şans konusundan uzak geçti zamanım. Hatta sonrasında kendimi şanslı bile hissettiğim oldu. Bu konuda yapılan bir araştımayı görünce de bunun kılavuzumuz için yararlı bir madde olacağını düşünerek paylaşayım istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerikalı psikolog Richard Wiseman'ın deneyi şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeşitli dergi ve gazetelerde "kendini sürekli ve tutarlı olarak şanslı veya şanssız hissedenlere" yönelik bir ilan veriyor. Yıllar içinde bunlardan 400 kişisi denek oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce iki gruba da bir gazete vererek, gazetedeki resimleri saymalarını istiyor. Kendini şanslı hisseden deneklerin saymaları ortalama birkaç saniye sürerken, şanssızların sayım süresi ortalaması 2 dakika civarı çıkıyor. Zira ikinci sayfada büyük karakterlerle "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gazetede toplam 43 adet resim var&lt;/span&gt;" yazıyor, ve şanssız dostlarımız kendilerini resim saymaya o kadar kaptırıyor ki diğer önemli olabilecek şeyleri görmüyorlar bile. Bir seferinde sayfalardan birine "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;bu yazıyı gördüğünüzü araştırmacıya söylerseniz 250$ kazanacaksınız.&lt;/span&gt;" yazısı bile koymasına rağmen, şanssızlarımızın tamamına yakını resim saymakla çok meşgul olduklarından bunu da kaçırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deney, stres arttırıcı eklentilerle de devam etmiş. Ve sonuçta denekler ne kadar dikkatli bakmışlarsa o kadar az şey görmüşler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta Wiseman "insan kendi şansını kendi yaratır" geyiğini bir şekilde ispatlamış gibi. Bir de şanslı olanların şanssızlara göre 4 özelliğinin ön plana çıktığını keşfetmiş:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Fırsatları görmek konusunda daha başarılılar,&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sezgilerini daha çok dinliyorlar,&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Olumlu beklentilere sahip olduklarından &lt;span style="font-style: italic;"&gt;'kendini gerçekleştiren kehanet&lt;/span&gt;'ler yaratıyorlar,&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Daha esnek fikirlere sahipler.&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;Araştırmacı, bununla da kalmayıp her iki denek grubuna da bu maddeleri düşündürecek ve şanslı biri gibi davranmalarını sağlayacak egzersizler vermiş (tabii bu maddelerden bahsetmeden). Aradan geçen bir ay sonunda şanssızlarımızın %80'i şanslarının dönmeye başladığını söylemiş. Şanslılarda da durum daha iyiye bile gitmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayımlandığı dergide bu durum "şanslı olun, bunu öğrenmek kolay" şeklinde özetleniyor. Bu araştırma ile şanslı olmak için şanslı doğmak zorunda olmadığımızı bir nevi ispatlamış soyadı gibi bilge hocamız sevgili Wiseman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse sıradaki şarkı Scorpions dan Richard Wiseman a gelsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;"The wise man said just find your place&lt;br /&gt;In the eye of the storm&lt;br /&gt;Seek the roses along the way&lt;br /&gt;Just beware of the thorns"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deneyin haberi için:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;http://www.telegraph.co.uk/technology/3304496/Be-lucky---its-an-easy-skill-to-learn.html&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3150920002795308196-288754262803763299?l=manokut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manokut.blogspot.com/feeds/288754262803763299/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manokut.blogspot.com/2009/11/hay-aksi-seytan_07.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3150920002795308196/posts/default/288754262803763299'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3150920002795308196/posts/default/288754262803763299'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manokut.blogspot.com/2009/11/hay-aksi-seytan_07.html' title='Hay aksi şeytan (Şanslı olmak için şanslı doğmaya gerek yok!)'/><author><name>manokut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05739068334064444354</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3150920002795308196.post-3703766513700986597</id><published>2009-11-05T22:24:00.001+02:00</published><updated>2009-11-05T22:26:16.195+02:00</updated><title type='text'>Alfa açılımı -2-</title><content type='html'>Aylık kadın dergisi Cosmopolitan'ın Ağustos 2009 sayısında anlatılan hikaye buna benzer birşeydi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Esas oğlanımız çok popüler, çevresinde sürekli güzel kadınlar olan, ve onlar tarafından ilgiye boğulan bir erkek. O kadar çok seviliyor ki, ne zaman terkedip gitse arkasında kendisi için ölüp biten güzel bir kadın bırakıyor, ve diğerlerini de bir o kadar heyecanlandırıyor. Üstelik öyle Brad Pitt gibi bir görünümü de yok. Esas oğlanımız yine bir partideyken güzel bir kadının karnı ağrımaya başlıyor. Esas kız garsondan beyaz leblebi istiyor. Garson birkaç dakika sonra gelip beyaz leblebinin olmadığını söylüyor. Esas oğlan birşey söylemeden kalkıp, birkaç dakika içinde elinde bir paket beyaz leblebi ile geliyor ve "yok denmesinden hiç hoşlanmam" diyerek leblebiyi esas kıza veriyor. yine ortalık yanıp kavruluyor, ve şehvetli gözler esas oğlanımızı delip geçiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hikayenin leblebili kısmı normal ve hoş bir jest olsa da genel tavır size maço ve fazla maskülen görünebilir. Ama yine de verilen mesaja bakmanın yararlı olacağı düşüncesindeyim. Abimiz muhtemelen beyaz gömlek giymiş, ilk 3 düğmesini açmış gibi bir izlenim veriyor ve bu kıyafetine uygun bir cümle kuruyor. Ama verdiği mesaj, hayata karşı sert bir duruşu olmasının yanında bu duruşu "ona karşı" değil "onun yanında" ve "hayata karşı" kullanacağı. Bir başka deyişle kendisi hakkında öncü ve üstün bir imaj uyandırırken, bu üstünlüğün esas kıza zararlı değil yararlı bir ortam oluşturacağı mesajı. Bir nevi evinde kendisine zarar vermeyeceğini bileceği bir yırtıcı beslemesi vaadi gibi. Ya da yine evrimsel bir bakışla, "alacağım doğru kararlar ile seni mağaramıza saldıracak dinozorlardan da koruyabilirim, bana güven" tavrı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu aslında sokakta "bi şu hatuna bak, bi de yanındaki magandaya bak!" demeye alışkın olduğunuz durumların bir kısmı için -hatunun da gerçekte maganda olması dışındaki durumlar- iyi bir açıklama oluşturabilir. Yani, aslında çoğunlukla biz baktığımızda gördüğümüz şey bir "maganda" iken, o baktığında "alfa" görüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ne yapmalı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle, alfa çekiciliğini maçoluğa bir övgü mahiyetinde değerlendirmemek gerekiyor. Zira, insan medeniyeti kendi sosyal ortamını karmaşıklaştırdıkça hemcinslerarası mücadele de karmaşıklaşıyor. Bu yüzden "Nereye gidelim?" sorusuna verdiğiniz "farketmez" cevabı sizin uyumlu ve rahat bir insan olduğunuzu göstermezken, "şuraya gidiyoruz" gibi kararlı bir tavır, diğer açılardan bunu köstekleyecek davranışlar sergilemediğiniz ve çevrenizden de görünürde bile olsa onay aldığınız takdirde sizi alfalaştıracaktır. Daha da güzel bir örnek olarak, ortak bir sorunla tek başınıza sorumluluk üstlenerek başarılı bir sonuç almak iyi bir alfa hareketidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar tabii ki hep söylendiği gibi özgüven ile bağlantılı görünse de, ne kadar özgüven sahibi olursanız olun özgüvenin tezahürü de bir o kadar önemli. Ayrıca maço tavırlar da bir o kadar kendinizle ilgili çözümleyemediğiniz şeyler olduğu izlenimi verebilir. Bir başka deyişle, "sert yapmak lazım demek ki" yanılgısına düşmeden, küçük öncülükler etmekten, sorumluluk almaktan çekinmeden, prensiplerinizi koruyarak ama bunların ona zarar vermeyeceğini üstü kapalı bir biçimde belli edecek tavırlara sahip olmak ve yeteri kadar da incelikli olmak gerekli. Bu genellikle çevrenizde bir yanılgı haresi oluşturmaya varır. Zaten her şeyi bırakalım, kararlı ve ince olmak iyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hare mevzusunu bir örnek ile açıklamaya çalışalım. Esas kıza bir jest yapacaksınız. Yemeğe çıkarmak, bir sürpriz hazırlamak veya her neyse... Bununla ilgili bir tereddüt olması normal, gittiğiniz yerin hoşuna gitmemesi gibi bir ihtimal her zaman var, belki o gün kötü müzik çalınıyor, belki yemekler kötü. İşte bu açılımla şu iddia ediliyor, alfa olduğunuz sürece çevrenizdeki hare, yaptığınız şeyin sadece ortalama üstü olduğu halde bile inanılmaz görünmesini sağlar. Seçimlerinizde ortalama üstünü bile tutturamıyorsanız da ya sizin için alfalık zor, ya da yanlış kişiyle uğraşıyorsunuz demektir. Herkesin herkesle olması mümkün olmadığı gibi, sonuçta birileri alfa olacaksa, bu katmanlı yapıda beta ve omegalara da ihtiyaç olacak demektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3150920002795308196-3703766513700986597?l=manokut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manokut.blogspot.com/feeds/3703766513700986597/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manokut.blogspot.com/2009/11/alfa-aclm-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3150920002795308196/posts/default/3703766513700986597'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3150920002795308196/posts/default/3703766513700986597'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manokut.blogspot.com/2009/11/alfa-aclm-2.html' title='Alfa açılımı -2-'/><author><name>manokut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05739068334064444354</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3150920002795308196.post-5398079763419681545</id><published>2009-11-05T19:53:00.003+02:00</published><updated>2009-11-05T22:22:36.006+02:00</updated><title type='text'>Alfa açılımı -1-</title><content type='html'>2008 yılının Mart ayında "Psychology Today" dergisinde ABD'de o dönemler gündem olmuş bir konuyla ilgili popüler bir makale yayımlandı. Konu bize de basından tanıdık aslında. Dönemin New York valisinin karısını aldattığı ortaya çıkıyor, olay basında skandal olarak değerlendiriliyor. Sonra, basın açıklamaları vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında konunun ilgi çekici olan tarafı bu değil zaten. Enteresan olan kısım, daima güç ve karizma sahibi bir görüntü veren valinin açıklamalarının hiç suçluluk duygusu içermeyen ama hep "güçlü olmalıyız, zor bir dönemden geçiyoruz, ailemi toparlamalıyım" minvalinde olması. Daha da ilginci kadının derdinin televizyon programına çıkınca yıkılmış ve pespaye görünecek olursa kocasının rakibi olan Demokratların eline koz vermekten korkması, hatta "aldatılmayı hak eden bir kadın" gibi görünmesini sağlamayacak bir kıyafet bulmaya çalışması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. S. Peele Makalesinde kadının tutumunu güçlü alfa erkeğine olan bağımlılık dürtüsüyle açıklıyor. Başka bir bakış açısıyla, daha doğrusu evrimsel psikoloji açısından kadının görüntüsüne verdiği bu önem, hemcinslerine rekabet için mahal bırakmama anlayışı olarak da değerlendirilebilir, ama konumuz bu olmadığından bunun üzerinde durmayacağım. Benim burada açıklayacağım şeyler "kullanma kılavuzu" konseptimize bağlı kalarak bu bağımlılık yaratan alfa erkeğinin olayı nedir, ne işimize yarayacak, alfa olurken nelere dikkat edeceğiz. Bunları bilimsel ama bir o kadar da FHM üslubu ile irdeleyeceğim. Okurları da bunaltmamak için bunu iki makalelik bir seri olarak ele almaya karar verdim. Bu ilk yazı bir tanımlama ve derleme olarak düşünüldü. İkincisi ile ayrıntıları yazacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Alfa erkek ne demek?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biyolojik olarak alfa erkeği, öncü karakter özellikleri ile kendini belli eden, kendi türüne özgü yöntemler ile belirli bir gruba hükmetme özelliği gösteren erkek bireylere deniyor. Tabii türe göre alfa dişisi ve alfa çiftler de sıklıkla rastlanılan kavramlar. Sosyal olarak bizden daha az karmaşık olan veya bizim öyle olduğunu düşündüğümüz canlılarda, alfa özellikleri sürünün en önünde yürümek, avı önce yemek, gibi bariz belirtiler gösteriyor. Diğer türleri bir kenara bırakarak bizi ilgilendiren modern insan için düşünürsek durum sandığımızdan karmaşık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ya Alfa dişisi? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harvard Business Review dergisinin Mayıs 2004 sayısında tüm alfalar için belirleyici olan özgüven, eylem odaklılık, yüksek beklentili olma, direk iletişim becerisi gibi özellikler sayılmış. Ve yine aynı makaleye göre alfa erkeklerinin genellikle insanlar tarafından kolaylıkla tespit edilebildiği, ancak alfa dişilerinin kişisel başarı konusunda erkeklerden geri kalmamalarına rağmen sınıflandırılmalarında zorlanıldığı belirtilmiş. Burada tabii, konuya yönetici vasıfları açısından yaklaşıldığını belirtelim. Alfa erkek yöneticiler denekler tarafından baskıcılıkları ile karakterlenmiş olabilir, ve bu da kadınlardaki sınıflandırma zorluğunu açıklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle modern insanın alfası da, topluluk önündeki rahat hareketleri, öncü, işbilir, kararlı ve yönlendirici tavrı ile belirleniyor. Binyıllar boyunca evrimleşmiş sosyal yapı da bir şekilde insanda alfa erkek kavramını alfa dişi kavramından daha çok arzu edilen bir kavram haline getirmiş durumda. Ama burada şaşırtıcı bir nokta var. İnsanda alfa erkekten bahsederken aslında düpedüz "maço erkek"ten veya günümüz için para ve güç sahibi erkekten bahsediyormuşuz gibi oluyor. Eğer bahsedilen aynı şey ise birçoğumuz açısından iyi bir haber değil. Peki, acaba bu kavramlar arasında bir fark var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paranın veya gücün destekleyici ve kolaylaştırıcı unsurlar olduğunu kabul edip bir kenara koyarak, konuyu asıl merkezine getireceğim. Alfa erkek çekici. Konuyu buradan detaylandıracağım, ama tabii bunu ikinci kısma bırakmayı uygun görmekteyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3150920002795308196-5398079763419681545?l=manokut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manokut.blogspot.com/feeds/5398079763419681545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manokut.blogspot.com/2009/11/alfa-aclm-1.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3150920002795308196/posts/default/5398079763419681545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3150920002795308196/posts/default/5398079763419681545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manokut.blogspot.com/2009/11/alfa-aclm-1.html' title='Alfa açılımı -1-'/><author><name>manokut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05739068334064444354</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3150920002795308196.post-2480697314817766962</id><published>2009-10-04T05:17:00.003+03:00</published><updated>2009-10-04T05:48:49.130+03:00</updated><title type='text'>kullanma kılavuzu'nun ABC si.</title><content type='html'>Uzundur sahip olmamaya alıştığım uykusuzluk sıkıntılarımın yeniden vuku bulması sebebiyle, uzun müddettir ertelediğim blog hadisesini başlatmaya karar vermiş bulunuyorum. Bundan böyle blog camiasında ben de varım diyor, ve başlıyorum sayfanın genel hatlarını çizmeye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi efendim, blogun adından da anlaşılacağı üzerine eğitici-öğretici bir içerik ile karşınıza çıkmayı düşündüğüm aşikar. Tabii olarak arada günlük formatına dönüp, gündelik hayatın sıkıcı detaylarını çok da önemliymişcesine anlatabilme riskim olduğunu görmezden gelmiyor, ama sonuçta bu yazıları uykusuzluk meşgalesi olarak gördüğüm için bu riski çok da önemsemiyorum. (okuru önemsemeyerek başladığım da iyi oldu!)&lt;br /&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Pekiyi, nedir bu kullanma kılavuzu, neyi kullanmayı öğreniyoruz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok basit efendim, kendimizi. Şimdi hepimiz zannediyoruz ki, zaten kendimi çok güzel, çok doğru kullanıyorum, benim ihtiyacım yok böyle bir kılavuza, zaten hastasıyım kendimin... Ama maalesef sık sık görüyorum ki bu durumdan pek uzağız, ve aslında kendimizle ne yapacağımızı bilmiyoruz. İşte bu noktada engin hayat tecrübelerimden bir nebze olsun faidelenecek bir avuç insan olsa, kendimi şanslı sayarım.&lt;br /&gt;&lt;br style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Diyelim ki bir kılavuza ihtiyacım var, bu kılavuz bana gerekli olan bilgileri nasıl verecek?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E hayat bu, öyle bir yerde hazır reçete olsa zaten sıkıcı olur. o yüzden bir sürü yerden gerektiğinde araklama yaparak, gerektiğinde sığ anılardan derin anlamlar çıkararak, gerektiğinde de bilimsel veriler ışığında sosyal teoriler türeterek böyle bir kullanma kılavuzu pekala oluşturulabilir. Burada bunu yavaş yavaş oluşturmaya çalışırken, zaman zaman bunun gibi soru-cevap şeklinde, zaman zaman kıssadan hisse öyküleri ile, ve hatta zaman zaman da bilimsel araştırmalar ile yolumuzun aydınlanacağını umuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzümüz kara çıkmasın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3150920002795308196-2480697314817766962?l=manokut.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://manokut.blogspot.com/feeds/2480697314817766962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://manokut.blogspot.com/2009/10/kullanma-klavuzunun-abc-si.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3150920002795308196/posts/default/2480697314817766962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3150920002795308196/posts/default/2480697314817766962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://manokut.blogspot.com/2009/10/kullanma-klavuzunun-abc-si.html' title='kullanma kılavuzu&apos;nun ABC si.'/><author><name>manokut</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05739068334064444354</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
